Sinemalarda 20 Yılın En İyi 15 Seri Filmi
1-Blade (1998-2002-2004) “Blade”, “Blade II” ve “Blade: Trinity” adlı bölümleriyle her seferinde daha farklı bir hissiyat geçirmeyi beceren üç filmlik seri, vampir filmleri adına bir değişim algısı yaratmıştır. Buna paralel olarak ise aksiyon ve çizgi romansı dokuyu, siyah tenli, tersine Van Helsing algısı yaratan ve gündüz yürüyebilen antolojilere geçecek vampir avcısı tiplemesiyle çığır açmıştır. Onun maceraları son bölümdeki ‘Dracula’ ile savaşa kadar uzanan bir efsane üremiştir. Kuşkusuz David S. Goyer’in Marv Wolfman ile Gene Colan’ın çizgi roman karakterinden perdeye aktardığı eser, büyük oranda alt türün tarihindeki ‘postmodern’ değişimle dikkat çekmiştir. Bizde ‘Bıçağın İki Yüzü’ adıyla da bilinen ‘Blade’in planlı bir üçleme olmadığından seçkimizde yer aldığını da ekleyelim.
2-Çığlık (Scream) (1996-1997-2000-2011) İkincisi fazla aceleye getirildiği konusunda eleştiri oklarına kurban gitse de Wes Craven’ın Kevin Williamson’ın kaleminden ürettiği bu ‘teen-slasher’ dokulu ‘korku-komedi’nin ya da ‘korku parodisi’nin yeri her zaman ayrıdır. Açılışını 1996’da yapıp bütün korku tarihini masaya yatırmasının ardından 2000’de bir metafilm ile çekim sürecine açıldıktan sonra 2011’de kendisini aradaki 15 senenin eğilimlerini teftiş etmeye adamıştır. Bu da özüyle sözüyle her malzemeden beslenen hınzır ve sinefil ruhlu bir seri getirmiştir.
3-Şrek (Shrek) (2001-2004-2007-2010) Postmodern bir çizgi dünya yaratırken, bilgisayar animasyonu yetkinliğiyle ‘DreamWorks’e de yön veren “Şrek”, bu eğilimlerini dört filme yayıp başarısını taçlandırdı. Zira ‘Bataklık Canavarı’ndan masal kahramanı yaratmak, böylesi bir dönüşümü gerçekleştirmek pek kolay iş değildir. Ancak yeni dünyaya ayak uydurarak anti-kahraman mantığına geçilmesi ve bildik masal hikayeleriyle oynanması halihazırdaki çok katmanlı evreni genişletmiştir. Bana göre üçüncü film biraz kitlenin yaş ortalamasını düşürse de dördüncü halkada ‘yeni bir hareketlenme’ aşılanması sevindiricidir.
4-Alacakaranlık (Twilight) (2008-2009-2010-2011-2012) Vampir filmine ‘fantastik’ ve ‘gençlik filmi’ çizgili özel bir kalıp getirmesiyle çığır açan, beş halkayla da bu yolunun yarınlara uzanmasını sağlayan bir efsane... Şimdiden iz bırakması ise 20 sene içinde neler yapabileceğinin bir aynası niteliğinde. Stephenie Meyer elbette bu durumun en önemli müsebbibi...
5-[Rec] (2007-2009-2012) ‘Buluntu film’ meselesinin en önemli miraslarından biri olacağa benzeyen ‘[REC]’ büyük oranda 2007 tarihli filmiyle anılacaktır. Jaume Balagueró-Paco Plaza ikilisinin her halkasında ‘alt tür omurgası’ değiştiren eseri, el kamerası/omuz kamerası kullanımı, kirli renkleri, karanlığı kullanma yetisi ve korkutma şekliyle iz bıracak. Serinin ikincisindeki bilgisayar gençliğine odaklanma hinliğini unutmadan şu sıralar dördüncü film için gün saydığını da ekleyelim.
6-Avanak Ajan (Austin Powers) (1997-2000-2002) ‘International Man of Mystery’, ‘The Spy Who Shagged Me’ ve ‘Goldmember’ gibi yan isimleriyle dikkat çeken filmlerde Mike Myers zekasıyla parlayan retro dokulu, burlesque etkili ve “Casino Royale” (1967) dokulu bir ajan filmi parodisi... Jay Roach’un ‘memur yönetmen’ katkısını içerirken, dönemler arası değişim gibi meseleleri eşeleyen günümüze uygun özellikli bir mizah anlayışının ürünü olarak özetlemek de mümkün. Mike Myers, kuşkusuz Sacha Baron Cohen ile birlikte son 20 yılın ‘belden aşağı’ ya da ‘iğrenç’ esprilerle yürüyen mizah dünyasının en sınırları zorlayan ve hınzır komedyeni...
7-Hannibal Lecter (1991-2001-2004-2007) Kendisi gerçek bir ‘yamyam’ olsa da buradan yükselen ‘seri katil filmi’ algısıyla tavan yaptı. Slasher filmi ve polisiye gelenekleriyle bağdaşıp, ‘polis-kötü adam-mentör’ ilişkisiyle dikkat çekti. Her şeye rağmen Michael Mann’in bağımsız “İnsan Avcısı” belki en iyi Hannibal Lecter uyarlaması. Ancak “Kuzuların Sessizliği” (“The Silence of the Lambs”, 1991) ile başlayıp önbölüm “Hannibal Yükseliyor”a (“Hannibal Rising”, 2007) uzanan ‘Hollywood ambalajı’ da içinden psikoloji fışkıran bu karakteri deneyimleme adına keyif veriyor. Belki de bunda en kilit etken, Anthony Hopkins’in Lecter’dan tedirgin edici bir kimlik çıkararak zihinlere kazınması...
8-Jurassic Park (1993-1997-2001) ‘Canavar filmi’ni A sınıfına taşımasıyla Spielberg’ün hayal fabrikalarının en özlüsü olan eser, üç filmle işlev verdi evet. Ancak 2014 için bir devam filmi için hazırlıklarının yapıldığını unutmayalım. Çevreci serinin külliyatında dinozorların, doğanın-hayvanların hunharca yok edilmesi ve bilimin balta girmemiş ormanları esir alması durumuna karşı gelmeleri ana faktöre dönüşürken, onların çeşitleri de önemli bir yere sahip. Şüphesiz ilk iki filmde ‘King Kong’ göndermelerinin gırla gitmesi filmin ‘anılma oranı’nı arttırmıştır.
9-Halka (Ringu) (1998-1999-2000-2002-2005) Orijinali, devam filmi, önbölümü, Amerikan yeniden çevrimi ve Amerikan yeniden çevrimin devam filmi derken gerçek atmosfer yetili bir hayalet filmi simgesine dönüşen ‘Halka’, büyük oranda Hideo Nakata mucizesini yedinci sanata kazandırmasıyla adından söz ettirmiştir. Uzak Doğu’daki ‘lanet korkusu’ üzerine ‘video kaset’ odaklı giden serinin, ‘TV-hayat’ ilişkisi, ‘ailenin kökenleri’ gibi meselelere girmesi de bir ‘Sadako’ kimliği yaratmıştır. Büyük oranda burada üzerine gidilenlerin “Ringu 0” gibi bir önbölüme açılması, sonrasında başlayan ‘korku önbölümü’ furyasının mensuplarını kıskandırmıştır. Nakata’nın 2005’teki Hollywood devam filminde seriye yeni bir şeyler eklemesinin Halka mitine kattığı interaktif değeri de es geçmeyelim.
10-Bourne (2002-2004-2007-2012) Yeni neslin James Bond’u olarak anılabilecek Jason Bourne, Robert Ludlum’un ‘casusluk gerilimleri’nden bildiğimiz kimliğini ajan aksiyonuna uyarlıyor. Bu da muhalefet, kimlik bunalımı ve sistem eleştirisini beraberinde getiriyor. Tony Gilroy’un ve Matt Damon’ın katkısıyla Doug Liman ile Paul Greengrass’e çok şey borçlu seri de bu eğilimiyle yükseliyor. Elbette yenilmez ve güçlü kahraman kimliğini devre dışı bırakıp bunun üzerine ‘yaralanabilen’, ‘kırılgan’, ‘psikolojik’ ve ‘gerçekçi’ bir karakter incelemesi getirmesiyle... Son olarak izlediğimiz “Bourne Mirası”nda ana karakter konusundaki değişim ise büyük oranda serinin önünü açmaya yarayacak gibi gözüküyor.
11-Son Durak (Final Destination) (2000-2003-2006-2009-2011) 2000’de James Wong-Glen Morgan-Jeffrey Redrick zekasıyla katilin ‘ölüm’ olduğu özgün bir parapsikolojik korku filmi şablonu yaratarak ezber bozan bir film olarak doğdu. Sonrasında beş parçalık bir seriye dönüştü. James Wong’un yönettiği iki bölüm haricinde korkutma aygıtlarını zekice kullanamayan bu modern klasik, David R. Ellis’in iki ve dörtte yükselttiği ‘gore oranı’yla (kan pıhtısı oranı) bir kitle belirlemişti. Ancak devam filmleri arasında özellikle beşinci filmin üç boyutlu örgüsünün içinden yükselen ‘önbölüm’ düşüncesi daha bir anılası gibi...
12-Karanlıklar Ülkesi (Underworld) (2003-2006-2009-2012) Vampirler ile kurt adamları bir sınıf mücadelesi adına çizgi roman estetiği sırtlarında karşı karşıya getiren eser, Len Wiseman’a ve Kate Beckinsale’e çok şey borçlu. Özellikle birinci bölüm ve üçüncüye tekabül eden önbölüm iki alt türün tarihinde incelemeye açık seyirlikler vaat ediyor. Blade’in kadın versiyonu olarak anılabilecek Selene’in varlığı bir kenara dördüncü filmde bilimkurgu diyarlarına açılan sürecin mite kattıkları da unutulmamalı.
13-X-Men (2000-2003-2006-2009-2011) 2000’lerde yükselen çizgi roman uyarlamalarının içinde en savruk ve tavizsiz seri herhalde bu. Mutant gençlerin hikayelerini ya da hayallerini jenerasyonlarına göre de şekillendiren ‘X-Men’, Wolverine’iyle, Cyclops’uyla, Storm’uyla, Rogue’uyla, Mystique’iyle, Magneto’suyla, Profesör Xavier’isiyle bir seçenek oluşturuyor. Bu dinamik ruhun dördüncü filmde Wolverine ‘spin-off’una, beşinci filminde bir önbölüme çevirmesi de bu durumun kollarını genişletiyor. Sonrasında bir başka spin-off görürsek şaşırmayalım.
14-Amerikan Pastası (American Pie) (1999-2003-2007-2012) Amerikalıların ‘gross-out comedy’ olarak andığı tuvalet komedisinin herhalde son 10 yılda gençlik filmlerinde yükselmesinin en büyük müsebbibi denebilir. Zira 80’lerdeki örneklerine göre daha fazla cinsellik ve daha fazla sanal malzeme aşılıyor. İkinci filmde biraz tökezlese de Adam Herz’in karakterleri, esprileri ve çatışmaları bu ‘belden aşağı’ gücü destekler nitelikte. Serinin oyuncularından ve karakterlerinden hangi birini unutmak mümkün ki? Elbette bu yıl izlediğimiz ‘buluşma’ temalı son bölümü izleyip heyecanlananlar dahi bilir!
15-Görevimiz Tehlike (Mission Impossible) (1996-2000-2006-2011) Ajan ekibi aksiyonu kavramının içinde bir Brian De Palma, bir John Woo temsili ile dikkat çeken, son 10 yıldaki J.J. Abrams ve Brad Bird tanımlarıyla biraz vites düşüren bir seri... Özellikle de Bond’un paslandığı bir dönemde daha mizahi, daha planlı ve daha dinamik haliyle dikkat çekmişti. Tom Cruise’un varlığıyla da akla gelen ‘Görevimiz Tehlike’ filmlerinin halen ilk ikisini seven bir kitle bulmak mümkün...
Labels: alacakaranlık, amerikan pastası, austin powers, blade, bourne, çığlık, en iyi film serileri, görevimiz tehlike, halka, hannibal, jurassic, karanlıklar ülkesi, seri filmler, shrek, sinema, son durak, x-men

0 Comments:
Post a Comment
Yorumlar
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home